DataKapital Blog

Enflasyonla Mücadelede Çift Faiz (dual interest rate) Önerisi

Çift faiz (dual interest rate) nedir?

Kronik yüksek enflasyonu hedefe getirmek, uzun vadeli, yıllar süren bir mücadele gerektirir. Uzun vadede üretim kapasitesi sabit değildir. Bu nedenle, kronik yüksek enflasyonla sadece talep kanalından mücadele etmek eksik bir yaklaşımdır.

Hakim iktisat görüşü, enflasyonla mücadeleyi kısa vadede ele alır. Kısa vadede üretim kapasitesi sabit olduğundan, enflasyon talep daraltılarak düşürülür. Merkez bankası, politika faizini yükselterek talebi kısar ve enflasyonu hedefe getirir. Bu yaklaşım, kısa vadede geçerlidir. Örnek verilecek olursa, enflasyon, birkaç ay içinde yüzde 3’ten belirlenen yüzde 2 hedefine indirildikten sonra faizler eski seviyesine dönecektir. Bu süre içerisinde, yatırımlar ve üretim kapasitesi olumsuz etkilense de, enflasyon hedefine ulaşıldıktan sonra uzun vadeli trendlerine dönecektir.

Buna mukabil, enflasyonu düşürmek yıllar alan bir süreç haline geldiğinde, para politikası araçlarının arz üzerindeki etkilerini de hesaba katmak gerekir. Talebi kısmak için yıllarca yüksek tutulan faiz, yatırımları caydırmakta, üretim kapasitesi genişlemesine engel olmaktadır. Üretim kapasitesi genişleyemediği nispette, sonraki yıllarda talebi kısma ihtiyacı devam etmektedir. Enflasyonu düşürme karşılığında, yıllarca düşük büyümeye ve yüksek işsizliğe razı olunması  gerekmektedir.

Ülkemizde, kronikleşmiş yüksek enflasyonla her iki kanaldan mücadele edilmesi gerekmektedir. Bir taraftan talep, politika faizi ile daraltılırken, diğer taraftan yatırımlar, ikinci bir daha düşük faizle fonlanmalıdır. Yatırımın hasılaya oranı yükseldiği nispette, sonraki senelerde genişleyen üretim kapasitesi, talep tarafındaki baskıyı azaltacak, politika faizinde kalıcı düşüş sağlanabilecektir. Genişleyen üretim kapasitesi, enflasyonu baskılarken, büyümeye ve istihdama da katkıda bulunacaktır.

Çıktı Açığı

 Enflasyon çıktı açığı kavramı üzerinden açıklanmaktadır. Bir ekonominin toplam üretim kapasitesinde yaptığı üretime potansiyel çıktı denilmektedir. Gerçekleşen çıktı potansiyel çıktının üzerine çıktığında pozitif çıktı açığı, altında kaldığında negatif çıktığı açığı ortaya çıkmaktadır. Enflasyon, pozitif çıktı açığı verildiğinde yükselmekte, negatif çıktı açığı verildiğinde düşmektedir.

Gerçekleşen çıktıyı talep belirlemektedir. Kapasitenin altındaki ve üzerindeki talep fiyatla dengelenmektedir. Arz, kapasitenin üzerindeki talebi fiyattaki yükselişle yakalamaktadır. Fiyatlardaki artış, firmaları kapasitelerinin üzerinde daha yüksek maliyetle üretim yapmaya teşvik ederken, talebi caydırarak daraltmaktadır. Kapasitenin altındaki talep ise, mal ve hizmetlerin fiyat ve miktarındaki düşüşle dengelenmektedir.

Enflasyonla mücadelede kısa vadeli yaklaşım

Gerçekleşen çıktı potansiyel çıktının altına, gerçekleşen çıktı azaltılarak veya potansiyel çıktı artırılarak çekilebilir. Enflasyonla kısa vadeli mücadele yaklaşımı, kısa vadede üretim kapasitesini sabit kabul ettiğinden, sadece talebi daraltarak enflasyonu düşürme yoluna gitmektedir.

Kapasite altı üretim, maliyetleri düşürmemekte, aksine artırmaktadır. Enflasyonun düştüğü yüksek faiz ortamında, fiyatlar içindeki sabit maliyetlerin ve finansman giderlerinin payı artmaktadır. Buna rağmen, düşen talep firmaların fiyat artırmasının önüne geçmektedir. Firmalar, fiyatları, sabit maliyetlerini kısmen karşılayabildikleri noktaya kadar çekmekte ve zararına satışlar yapmaktadır. Kronik yüksek enflasyonun düşmesi yıllar aldığında, zamanla zararı sermayesini tüketen firmalar iflas etmektedir.

Yıllar süren kapasitenin altında üretim, firmaları yatırım yapmaktan da alıkoymaktadır. Diğer yandan, üretim kapasitesi iflas eden firmalar nispetinde daralmaktadır. Daralan kapasite karşısında, enflasyonu düşürmek için talebi daha fazla kısma ihtiyacı doğmaktadır. Kısa vadeli yaklaşımla uzun vadeli enflasyon mücadelesi, ekonominin küçülme sarmalına girmesine yol açmaktadır.

Enflasyonla mücadelede uzun vadeli yaklaşım

Kronik enflasyonla mücadele, uzun vadeli bir yaklaşım gerektirmektedir. Nitekim, orta vadeli programlarda, yüzde 5 oranındaki enflasyon hedefine 3-4 yılda ulaşılması öngörülmektedir.

Uzun vadede, talebi kısmak yerine üretim kapasitesini artırma seçeneği ortaya çıkmaktadır. Talebi kontrol altında tutarken üretim kapasitesi yükseltilerek negatif çıktı açığı elde edilecektir. Talebin üretim kapasitesindeki artışı gecikmeli takip etmesi, enflasyonu düşürmek için yeterli olacaktır.

Uzun vadeli yaklaşımda, talebi, kısmak yerine üretim kapasitesini aşmayacak düzeyde tutmak yeterlidir. Enflasyonda ılımlı düşüş, talebin üretim kapasitesini aşmadığının göstergesidir. Firmalar kapasitelerine yakın üretim yapabildiklerinden, yatırım yapmaya istekli olacaktır. Merkez bankası, ikinci bir daha düşük faizle yatırımları destekleyerek üretim kapasitesinin daha hızlı genişlemesini sağlayacaktır. Yüksek politika faiziyle, talebin potansiyel çıktıyı gecikmeli yakalaması sağlanarak enflasyonda düşüş kaydedilecektir.

Enflasyonla talep kanalından mücadele

Faiz-enflasyon sarmalını tüm faizleri düşürerek kırmak mümkün değildir. Düşük faiz, her ne kadar firmaların faiz giderlerini azaltsa da talebi canlandırarak daha yüksek enflasyona yol açmaktadır. Düşük faiz – yüksek enflasyon dönemlerinde, faiz artışı fiyat artışının altında kaldığından firma batıkları da azalmaktadır. Maalesef, bu durum sürdürülebilir değildir. Enflasyonu düşürmek için faiz artışına gidildiğinde, fiyat artışı faiz artışının altında kalmakta ve firma karları faiz maliyetini karşılayamadığında iflaslarla karşılaşılmaktadır. 2018 Eylül’ündeki 6,25 puanlık yüklü politika faizi artışı sonrası takibe düşen kredilerdeki hızlı artış da bu durumun bir göstergesidir.

Talepte sert daralmaya gitmeden enflasyonu düşürmenin yolu üretim kapasitesini artırmaktan geçmektedir. Bu yöntemde, politika faizi baştan yüksek tutulsa da, yönünü aşağı çeviren enflasyona paralel düşürülecektir. Asıl amaç, enflasyondaki yükselişin önüne geçmek ve üretim kapasitesi artışına gidebilmek için zaman kazanmaktır. Aynı esnada, yatırım faizleri düşürülerek tarım ve hayvancılık gibi enflasyona kaynaklık eden sektörlerde üretim ve stoklama kapasitesinde hızlı bir genişlemeye gidilecek ve enflasyon esasen talebi kısmak yerine üretim kapasitesi artırılarak düşürülecektir.

Enflasyonun aşağı yönlü bir trende girmesi için başlangıçta yüksek bir politika faizi uygulamak zorunludur. Kademeli faiz artışları, trendi aşağı çevirmemekte, kısa sürede etkisini yitirmektedir. Benzer tecrübeler ABD’de yaşanmıştır. 1970’lerin sonlarında, reel faizde artış sağlamayan Fed fonlama faizi (yeşil çizgi) artışları enflasyonun (mavi çizgi) yükselmesine neden olmuştur. Ülkemizde de, yetersiz faiz artışları, Kasım 2016 ile Ağustos 2018 arasında enflasyonu beslemiştir.

Politika faizinin seviyesi, enflasyonla mücadelede kritik önemdedir. Gereğinden düşük politika faizi enflasyonu beslerken, gereğinden yüksek politika faizi resesyona yol açmaktadır. ABD’de enflasyonun hedefe yaklaştırıldığı 1980-1983 döneminde ekonomi iki defa resesyona girmiştir.

Faiz gereken seviyeye çekildikten sonra, enflasyon çok kısa sürede düşüşe geçmektedir. Enflasyon düşerken aynı düzeyde tutulan faiz, reel faizleri daha da yükselterek para politikasını aşırı sıkılaştırmakta ve ekonominin resesyona girmesine yol açmaktadır.

Optimum reel faiz hesaplamasında, cari enflasyonun kullanılması yanıltıcı çıkarımlara yol açabilmektedir. Fed fonlama faizi (yeşil çizgi) cari enflasyonla (mavi çizgi) eşitlendiğinde, ABD ekonomisi resesyona girmiş görünmektedir. Halbuki, resesyonun başladığı Ocak 1980’de, Fed fonlama faizi ile 12 ay sonrası beklenen enflasyon (kırmızı çizgi) arasındaki fark 3,4 puana çıkmıştır. Farkın 1980 Nisan’ında 7,6 puana kadar çıkması resesyonu derinleştirmiş ve Fed’in seri faiz indirimlerine zemin hazırlamıştır. Fed düşen enflasyona karşılık hızla faiz indirimine giderek ülkeyi ilk resesyondan (grafikte gri taralı alan) çıkarmıştır.

Ülkemizde de cari enflasyon üzerinden yapılacak analizler yanlış çıkarımlara yol açabilmektedir. Enflasyonun (mavi çizgi) yüzde 25,2 ile  zirve yaptığı Ekim 2018’de, TCMB fonlama faizi (yeşil çizgi) yüzde 24 seviyesindedir. Bu tarihten sonra enflasyon düşüşe geçmiştir. Buna göre, enflasyonun altında bir politika faizi yeterli sıkılaşma sağlanmıştır. 12 ay sonrası beklenen enflasyon (kırmızı çizgi) üzerinden yapılacak analiz bu çelişkiyi gidermektedir.

TCMB, fonlama faizi (yeşil çizgi) ile beklenen enflasyon (kırmızı çizgi) arasındaki marjı, Haziran 2018’de 7,3 puana kadar çıkarmıştır. Buna rağmen, cari ve beklenen enflasyon artmaya devam etmiştir. TCMB’nin Eylül 2018’de marjı 9,6 puana çıkarması, cari enflasyonu Ekim 2018’den itibaren, beklenen enflasyonu Kasım 2018’den itibaren düşüşe geçirmiştir.

Beklenen enflasyon ile fonlama faizi arasındaki reel faiz, ABD’de 4 puan Türkiye’de 9 puan civarında iken enflasyonda düşüş trendini başlatmıştır. Enflasyon düşüşe geçtikten sonra, fonlama faizinin düşürülmemesi her iki ülkede de resesyona neden olmuştur.

Enflasyon düşüşteyken Fed’in ikinci defa fonlama faizini yüzde 20’ye yaklaştırması hata olmuş ve küçülme sarmalına girilmesine yol açmıştır. Temmuz 1981’de yüzde 11,2’ye ulaşan reel faiz Kasım 1982’ye kadar süren süren ikinci bir resesyonu başlatmıştır. Resesyon uzadıkça, üretim kapasitesinde yaşanan kayıplar talebin daha fazla kısılmasını gerektirmiştir.

TCMB de benzer şekilde, düşen enflasyon karşısında fonlama faizini (yeşil çizgi) Eylül 2018’den Haziran 2019’a kadar aynı düzeyde tutmuştur. Beklenen enflasyondaki (kırmızı çizgi) düşüş, reel faizi Mart 2019’da yüzde 10,3’e kadar yükseltmiştir. Gereğinden yüksek reel faiz, ekonominin, 2018 4. çeyreği, 2019 1. ve 2. çeyreklerinde küçülmesine yol açmıştır.

FED Faiz ve Enflasyon İlişkisi
Tablo 1 : ABD’de FED Fonlama Faizi, Cari ve Beklenen Enflasyon
Türkiye'de Faiz ve Enflasyon İlişkisi
Tablo 2 :Türkiye’de TCMB Fonlama Faizi, Cari ve Beklenen Enflasyon

ABD tecrübesi, talebi boğarak enflasyonun 3 senede hedefe yaklaştığını göstermektedir. 3 sene, üretim kapasitesinin genişletilmesi için uygun bir süredir. Kapasite artışı sağlandığında, enflasyon talep kısılmadan ve büyümeden feragat edilmeden düşürülebilecektir.

Kısa vadede talep dizginlenemezse, düşük faizle fonlanan yatırımların üretim kapasitesini genişletmesi için gereken zaman kazanılamayacaktır. Talebin dizginlenemediği senaryoda, er ya da geç daha yüksek bir faiz artırımına gidilmesi kaçınılmazdır. Ülkemizde, 12 ay sonra beklenen enflasyonun 9 puan kadar üzerindeki bir politika faizi ile enflasyonda düşüş trendinin başlatılabileceği anlaşılmaktadır. Ekim 2021’de 12 ay sonra beklenen enflasyonun yüzde 13,91 seviyesinde gerçekleştiği göz önünde bulundurulduğunda, yüzde 23 seviyesindeki politika faizinin enflasyonda düşüş trendini başlatabileceği öngörülmektedir.

Enflasyonla yatırım kanalından mücadele

 Talep politika faizi ile kontrol altında tutulurken, enflasyonla mücadelenin üretim kapasitesi üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için TCMB’nin yatırım ve konut kredisi faizlerini doğrudan bir araçla kontrol etmesi gerekmektedir.

TCMB fonlama vadesi en fazla 91 gündür. Kısa vadeli araçlarla uzun vadeli faizler ancak enflasyon beklentileri iyileştiği nispette kontrol edilebilmektedir. Son dönemde kötüleşen enflasyon beklentileri, uzun vadeli faizlerde yükselişe yol açmıştır. Konut kredisi faizlerindeki (siyah) yükseliş, ipotekli konut satışlarında (mavi) 2019’dakine benzer bir düşüşe yol açmaktadır.

Faiz, Konut Kredisi ve Konut Satışları İlişkisi
Tablo 3: İpotekli konut satışları ve konut kredisi faizleri

Konut, yurtiçi gelir hesaplamasında yatırım olarak kabul edildiğinden, konut kredisi faizleri de düşürülmelidir. İpotekli konut satışlarında 2019 yılında yaşanan sert düşüş sonrası yavaşlayan yeni konut inşaatları günümüzde kira enflasyonuna yol açmıştır. Bu nedenle, enflasyonla mücadelede konut kredisi faizlerinin düşük tutulması önem taşımaktadır.

Enflasyonu düşürmek için piyasadaki tüm faizleri düşürmek, kısa vadede talebi canlandırarak daha fazla enflasyona yol açmaktadır. Yüksek enflasyondan ve faizden, yatırım harcamaları tüketim harcamalarına göre daha olumsuz etkilendiğinden, yüksek enflasyon ve faiz daha fazla enflasyon doğurmaktadır.

Tüketim harcamalarının kısılması, yatırım harcamalarının teşvik edilmesi kronik yüksek enflasyonla en etkili mücadele yöntemidir. Bu nedenle, tüketim ve yatırım faizlerinin ayrıştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Merkez Bankası, yatırım kredilerini ikinci bir düşük faizle 2020 yılından bu yana Türkiye Yatırım ve Kalkınma Bankası aracılığıyla reeskont penceresinden fonlamaktadır. Yatırımların desteklenmesi için daha çok bilinen araç reeskont penceresidir. Bu uygulamada, merkez bankası ticari senet karşılığında kredi kullandırmaktadır. Her ne kadar krediyi merkez bankası kullandırsa da kredi riski bankaya aittir. Kredi banka tarafından garanti edilmekte, senet dışında ikinci bir teminat bulunmamaktadır.

Senet düzenlenmesi bir formaliteden ileri geçmese de uygulamanın geniş kesimlere yayılmasının önüne geçmektedir. Çift faiz önerisinde senet düzenleme şartı bulunmadığından, yatırım kredisi kullandırımı tabana yayılabilecektir. Özellikle enflasyonun belirleyicisi konumundaki tarım ve hayvancılık yatırımları her ölçekte desteklenebilecektir.

Bununla birlikte, reeskont penceresi de çift faiz uygulaması ile eşgüdüm halinde genişletilebilir. Reeskont aracı ticari yatırımların desteklenmesinde daha geniş ölçekte kullanıldığında amaçlanan üretim kapasitesi genişlemesine hizmet edecektir. Halen, TCMB tarafından Kalkınma ve Yatırım Bankasına yatırım kredisi kullandırmak üzere tahsis edilmiş 20 milyar TL limitte ciddi bir artışa gidilmesi ve faizin yüzde 14’ün altına çekilmesi bu yönde atılabilecek adımlardır.

Reeskont aracı, ticari senet düzenlenmesini gerektirdiğinden, konut kredilerinin desteklenmesinde kullanılamaz. Öneri, konut kredisi faizlerinin de düşürülmesine imkan tanımaktadır.

Dünyadaki çift faiz uygulamaları

Çift faiz, ilk olarak İngiltere Merkez Bankası (BOE) tarafından 2008 krizi sonrasında Funding for Lending Scheme (FLS) adı altında uygulanmıştır. BOE belirlediği ikinci daha düşük bir faiz üzerinden bankaları kredi hacmini genişletmeleri karşılığında fonlamıştır. Halen, bankaların reel sektöre kullandırdıkları krediler karşılığında, Avrupa Merkez Bankası (ECB) TLTRO programıyla politika faizinin 50 baz puan altında, İsrail Merkez Bankası (BOI) Dual Interest Rate Pillar programı kapsamında eksi faizle, Japon Merkez Bankası (BOJ) -10 baz puan faizle fonlama yapmaktadır. Likidite tuzağında, politika faizi sıfırın altına indirilemediği noktada, merkez bankaları ikinci bir daha düşük faizle ekonomiyi canlandırma yoluna gitmektedir.

Gelişmiş ülkeler, hakim iktisat görüşünün çözüm üretemediği likidite tuzağına karşı konvansiyonel olmayan bir araç geliştirmiş ve uygulamışlardır. Benzer şekilde, enflasyonla hem arz hem talep tarafında uzun vadeli mücadele de konvansiyonel olmayan araçlar gerektirmektedir. Çift faiz uygulamaları ülkemiz şartlarına uyarlandığında, yatırımlar yüksek faizden korunarak arz tarafındaki enflasyonist baskı ortadan kaldırılabilecektir. 

Türkiye için çift faiz önerisi

Para politikasında çift faiz uygulaması kurgu örnekler üzerinden anlatılacaktır:

Mevcut senaryo: Merkez Bankası, bankalara yüzde 20 faizle 300 milyar TL kullandırmaktadır.

Uygulama: Bankalar, kullandırdıkları yatırım kredisi nispetinde merkez bankasından faizsiz fon kullanır. Sıfır faizli fonlama, aylık veya 3 ay vadeli repo üzerinden, desteklenen kredilerin vadesinin yarısı süresince yapılır. Destekleme sayesinde, yatırım kredisi faizleri yarı yarıya yakın düşecektir.

200 milyar TL tutarında yatırım kredisi desteklendiğinde, Merkez Bankası zorunlu karşılıkları, 200 milyar TL artırarak bankaların fon ihtiyacını 500 milyar TL’ye çıkarır. Fonlama ihtiyacının 200 milyar TL’si faizsiz yatırım fonlaması ile karşılanır. Kalan 300 milyar TL fonlama ihtiyacı, yüzde 25’e çıkarılan politika faizi üzerinden giderilir. Yükselen politika faizi karşısında, bankaların yatırım desteği haricindeki borçlanmalarını 300 milyar TL’den 250 milyar TL’ye düşürmeleri halinde, ağırlıklı ortalama fonlama faizi yüzde 14’e gerileyecektir (25*250+200*0)/275=%13,88).

Görüldüğü üzere, politika faizi yükseltildiği halde, Merkez Bankasının ağırlıklı ortalama fonlama faizi düşmüştür. Her ne kadar, daha düşük bir ağırlıklı fonlama faizi ile sıkılaşma başarılsa da, her iki durumda da yatırımlar dışındaki kredi faizleri ilk durumdan daha yukarıda dengelenecektir. Bankalar, Merkez Bankasından kullandıkları son TL’nin maliyeti nispetinde alternatif fon kaynağı olan mevduat faizlerini ve dolayısıyla kredi faizlerini yükseltecektir. Mevcut duruma göre, yatırım kredisi faizleri düşerken, diğer kredi faizleri yükselecektir. Bu sayede, yatırım harcamalarındaki artışın enflasyona katkısı tüketim harcamalarındaki düşüşle telafi edilecektir.

Yüksek politika faizi, mevduat ve tahvil faizlerini yükselterek sermaye akımlarını çekecektir. Yurtiçinde döviz arzının artması sonucunda, gerileyen kur ithal mal ve girdi fiyatlarıyla beraber enflasyonu aşağı çekecektir.

Çift Faiz Uygulamasının Önündeki Riskler:

1-)Politika faizinin sıkılaşmayı sağlayacak kadar yüksek olması

Politika faizi sıkılaşmayı sağlayacak kadar yüksek olmazsa, çift faiz uygulaması başarısız olacaktır. Kısa vadede talep enflasyonu ile mücadele kaybedildiği takdirde, yükselen enflasyonu, TL’de değer kaybı ve faizlerde yükseliş takip edecektir. Bu süreç, yükselen faizin kredi batıklarını artırması karşısında, bankaların sert kredi daralmasına gitmesi ile birlikte son bulacaktır. Derin bir resesyonda, yatırım faizleri düşük olsa dahi, gelir projeksiyonları kötüleşen şirketler yatırım kararı almayacaktır.

2-)Politika faizinin reesyona yol açması

Çift faiz uygulamasında, enflasyon yatırımlar kanalından üretim kapasitesi genişletilerek düşürülecektir. Yatırımların artması için en önemli şart büyüyen bir ekonomidir. Firmalar, satışları azalırken yatırım yapmaktan kaçınmaktadır. Talep, ekonomiyi küçültecek düzeyde kısılırsa düşük tutulan yatırım faizleri yatırımları canlandırmak için yeterli olmayacaktır. Uygulamanın başarı kazanabilmesi için, politika faizi, talebi resesyona yol açmadan kısacak seviyede belirlenmelidir.

3-)Enflasyon beklentilerinin bozulması

Düşük faizle fonlanan yatırım harcamalarının yatırım malı enflasyonunu yükselteceği yönündeki beklenti, cari enflasyonu da olumsuz etkileyecektir. Beklentilerde bozulma yaşanmaması için, politika faizinde yapılacak artışla yatırım harcamalarındaki artışa mukabil tüketim harcamaları daraltılmalıdır.

4-)Yatırım malı alımında kullanılmayan kredilerin desteklenmesi

Yatırım malı alımını fonlamayan kredi türlerinin desteklenmesi, uygulamayı başarısız kılacaktır. Her ne kadar üretimde kullanılsa da, yatırım malı alımında kullanılmayan her ticari kredi, talep yönünden enflasyonu canlandırmaktadır. Ticari kredilerin toplam kredilerden yüzde 70’lik bir pay aldığı göz önünde bulundurulduğunda, üretim eksenli bir destekleme programının imkansızlığı görülmektedir. Desteklenen kredi hacmi büyüdüğü nispette, diğer kredilerin faiz oranları yükseldiğinden, desteklenen kredilerin desteklenmeyen kredilerden çok daha az olması önem arz etmektedir.

5-)Uygulamanın tabana yayılması

TCMB, uzun yıllardır, daha düşük faizle yabancı para cinsinden kısa vadeli ihracat reeskont kredisi kullandırmaktadır. Reeskont penceresi, rezerv biriktirmek için iyi bir araç olsa da yatırımları desteklemek için uygun değildir. İngiltere Merkez Bankası (BOE), borç senedi ihracı gerektirmeyen FLS uygulamasıyla desteklemeyi tabana yaymıştır. Bankaların kullandıracağı yatırım kredilerinin sıfır faizli repo aracı üzerinden desteklenmesi, programın tabana yayılmasını, düşük faizli yatırım kredilerinden KOBİ’lerin de faydalanmasını sağlayacaktır.

6-)Yabancı para cinsinden, kısa vadeli kredilerin desteklenmesi

Desteklemenin yabancı para cinsinden, kısa vadeli kredilerle sınırlı tutulması, enflasyonu olumsuz etkileyecektir. Ülkemizde, enflasyonun önemli bir kaynağı, geliri Türk lirası olduğu için döviz kredisi kullanamayan tarım ve hayvancılık gibi sektörlerdir. Döviz geliri olmayan sektörlerde kapasite genişlemesi sağlanabilmesi için, çift faiz programı, uzun vadeli Türk lirası yatırım kredilerini fonlamalıdır.

Önerinin kritiği

1) Merkez Bankası bankalara hazine bonosu teminatı karşılığında finansman sağlamaktadır, bankaların yatırım kredilerinden uzun vadeli alacaklarını teminat olarak gösterip finansman sağlaması teamüllerde yer almamaktadır.

Cevap: Öneride, bankalar kullandırdıkları yatırım kredisini değil yine hazine bonosu teminat gösterecektir. Kredinin teminat gösterilmesi, merkez bankacılığının yerleşik bir uygulaması olan reeskont penceresinde günümüzde de uygulanmaktadır.

2) Bankaların hazine bonosu teminatı üzerinden finanse edilmesi aslında Merkez Bankası’nın bankaları aracı kullanarak Hazineyi fonlama yöntemidir, burada ticari bankalar üzerinden yatırımcıların fonlanması planlanmaktadır.

Cevap: TCMB, açık piyasa işlemlerinde sadece devlet iç borçlanma senetlerini değil (DİBS), yabancı devlet iç borçlanma senetlerini ve dövizi de teminata kabul etmektedir. Öneride, fonlama açık piyasa işlemleri üzerinden yapılacağından, DİBS dışında sayılan varlıklar da teminat işlevi görecektir.

3) Bankalara verilecek finansmanın vadesi 1 veya 3 ay belirlenirken, yatırım kredilerinin vadelerinin çok daha uzun olmaları beklenir. Bu durumda bankalar kısa vadeli kaynaklar ile uzun vadeli alacakları finanse etmek durumunda kalır.

Cevap: Öneride, TCMB bankaya kullandıracağı yatırım ve konut kredisi karşılığında belli bir süre faizsiz fonlama limiti tanıyacaktır. Banka, belirlenen süre boyunca, limiti dahilinde faizsiz repo imkanından yararlanmaya devam edecektir.

4)Yatırım harcamalarının da enflasyonist etki doğurma ihtimali vardır.

Cevap: Yatırım faaliyete geçene kadar harcamanın enflasyonist etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle, başlangıçta, hızlı faaliyete geçecek yatırımları fonlamalı ve talebi tüketim tarafından daha fazla kısmalıdır. Çift faiz uygulaması, kısa vadeli yatırım faizlerini daha cazip hale getirerek, hızlı kara geçen yatırımları teşvik edebilecektir.

5) Konut kredilerinin düşürülmesi için ABD’de FED tarafından finanse edilen Fannie Mae and Freddie Mac benzeri Birleşik İpotek Finansmanı A.Ş. Kurulmuştu, Merkez Bankası bu kuruluşun çıkarttığı borçlanma araçlarını satın alarak uzun vadeli finansman sağlarsa bankalar ellerindeki konut kredilerini bu kuruma satarak tekrar konut kredisi kullandırabilir. Uygulanacak faiz düşük olursa konut finansman maliyetleri de düşük olacaktır.

Cevap: Türkiye’de menkul kıymetleştirilmiş konut kredisi (mortgage) yaygın değildir. Konut kredileri büyük ölçüde bankalar tarafından verilmektedir. Kamu bankaları, zaman zaman konut kredisi faizlerinde indirime giderek konut alımını teşvik etmektedir. Bu tür teşviklerin kamu bankalarınca üstlenilmesi, maliyeti kamuya yüklemektedir. Çift faiz uygulaması kamuya yük getirmeyecek, düşük yatırım ve konut faizleri tüm bankacılık sistemine yayılacaktır.

Devletin mortgage kredisi vermesi, kredi riskini de üstlenmesi anlamına gelmektedir. 2008 krizinden sonra, ABD Hazinesi Fannie Mae ve Freddie Mac isimli kuruluşları kurtarmak zorunda kalmıştır.

Sonuç

Hakim iktisat görüşünün kısa vadeli yaklaşımının uzun vadeli araçlarla tamamlanması halinde, ülkemizde enflasyonun büyümeden feragat etmeden düşürülmesi imkan dahilindedir.

Kaynaklar

https://som.yale.edu/blog/central-banks-launch-funding-for-lending-programs

https://www.bankofengland.co.uk/-/media/boe/files/markets/funding-for-lending/operating-procedures

https://www.ecb.europa.eu/mopo/implement/omo/tltro/html/index.en.html

https://japan.kantei.go.jp/98_abe/statement/202005/_00001.html

https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/085d78c0-9809-4b33-a6b6-21e0a22a6405/PKA_Rapor.pdf?MOD=AJPERES&CACHEID=ROOTWORKSPACE-085d78c0-9809-4b33-a6b6-21e0a22a6405-nDVTJN9

https://fred.stlouisfed.org/series/MICH#0

https://www.sbb.gov.tr/buyume/

Exit mobile version