Türkiye’de yastık altı altının miktarını ölçmek, sanıldığından daha karmaşık bir iştir. Çünkü “yastık altı altın” ifadesi günlük dilde çok kullanılsa da, istatistiksel olarak tam olarak neyin ölçüldüğü her çalışmada aynı değildir. Bazı tahminler yalnızca hanehalkının bankacılık sistemi dışında tuttuğu fiziki altını kapsarken, bazı değerlendirmeler şirketlerin sistem dışındaki altın varlığını da hesaba katabilmektedir. Benzer biçimde, bazı hesaplamalarda ziynet altını, külçe altın ve sikke birlikte düşünülürken, bazı çalışmalarda bunların bir kısmı farklı kategoriler altında ele alınmaktadır. Bu nedenle Türkiye’de yastık altı altına ilişkin sayılar arasındaki farklılık, çoğu zaman yalnızca veri eksikliğinden değil, ölçüm tanımındaki farklılıklardan da kaynaklanmaktadır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2025-I Enflasyon Raporu’nda 2024 üçüncü çeyrek itibarıyla yastık altı altının tahmini değerinin 311 milyar ABD doları olarak verilmesi, bu alanın artık yalnızca toplumsal gözleme değil, doğrudan makroekonomik analize konu olduğunu göstermektedir (TCMB, 2025).
Yastık altı altını ölçerken ilk yapılması gereken ayrım, fiziksel miktar ile piyasa değeri arasındaki farkı net biçimde ortaya koymaktır. “Kaç ton altın var?” sorusu ile “bu altının bugünkü değeri kaç dolar?” sorusu aynı şey değildir. Fiziksel stok ton cinsinden daha yavaş değişirken, dolar cinsinden değer altın fiyatlarındaki dalgalanmalara bağlı olarak çok daha hızlı artabilir ya da azalabilir. Nitekim QNB’nin 2026 başında yayımladığı makroekonomik görünüm notunda Türkiye’deki toplam altın stokunun Aralık itibarıyla 593 milyar dolara ulaştığı, Ocak sonunda ise 700 milyar dolar seviyesine çıktığı; aynı çalışmada toplam stok hesabından TCMB ve Hazine sahipliğindeki altın ile altın mevduatı çıkarıldıktan sonra kalan kısmın “yastık altı altın” olarak değerlendirildiği açık biçimde belirtilmektedir. Reuters’ın 27 Şubat 2026 tarihli haberinde de Türkiye’de toplam altın stokunun 750 milyar doların üzerine çıktığı ve bunun yaklaşık 600 milyar dolarlık kısmının sistem dışında tutulduğu aktarılmıştır. Bu tablo, kamuoyunda konuşulan büyük dolar rakamlarının yalnızca yeni bir fiziki birikimi değil, aynı zamanda güçlü bir fiyat etkisini de yansıttığını göstermektedir (QNB, 2026; Reuters, 2026).
Dünyada hanehalkının elindeki fiziki altın ya da daha genel ifadeyle “değer saklama amaçlı fiziki varlıklar” birkaç temel yöntemle ölçülmektedir. Bunlardan ilki doğrudan hanehalkı anketleridir. OECD’nin hanehalkı servet istatistiklerine ilişkin kılavuzu, ülkelerin servet verisi üretirken ortak kavramlar ve tanımlar kullanmasını amaçlamakta; hanehalkı servetinin mikro düzeyde ölçümünde çeşitli varlık türlerinin ve bunlara ilişkin veri toplama yöntemlerinin standartlaştırılmasını önermektedir. OECD metni özellikle hanehalkı servetine ilişkin kavramsal ve pratik sorunların ortak ilkelerle ele alınmasını hedeflemektedir. Bu çerçeve, altın gibi varlıkların doğrudan anketle sorulmasının uluslararası istatistik literatüründe yerleşik ve meşru bir yöntem olduğunu göstermektedir. Birleşmiş Milletler İstatistik Bölümü’nün düşük ve orta gelirli ülkelerde servet ölçümüne ilişkin güncel rehberi de OECD’nin 2013 kılavuzuna ve Avrupa Merkez Bankası çevresindeki Household Finance and Consumption Network deneyimine açıkça atıf yapmaktadır. Başka bir ifadeyle, dünya pratiğinde servetin ölçümü çoğu zaman hanehalkı düzeyinden başlamakta, altın da bu servetin bir parçası olarak ele alınmaktadır (OECD, 2013; United Nations Statistics Division, 2026).
Bu doğrudan anket yaklaşımının en güçlü yanı, varlığın sahiplik düzeyinde tespit edilmesidir. Ancak aynı zamanda önemli zayıflıkları da vardır. Hanehalkı, elindeki altını eksik beyan edebilir; ziynet ile yatırım amaçlı altını birbirinden ayırmak zor olabilir; değer biçimi ve saflık derecesi konusunda yanıt kalitesi düşebilir. Özellikle kayıt dışı birikim kültürünün güçlü olduğu toplumlarda anketler, gerçek stoku olduğundan düşük gösterebilir. Bu nedenle gelişmiş ekonomilerde dahi doğrudan anketler tek başına yeterli görülmez; başka veri kaynaklarıyla desteklenir. Almanya bu açıdan iyi bir örnektir. Bundesbank’ın 2025’te yayımladığı 2023 Hanehalkı Servet Araştırması sonuçları, Almanya’da servet ve finans yapısının düzenli hanehalkı anketleriyle izlendiğini göstermektedir. Buna ek olarak, Steinbeis Üniversitesi araştırma merkezi tarafından hazırlanan “Gold Ownership by Private Individuals in Germany” çalışması, Alman hanehalklarının mücevherat ve fiziki yatırım biçimindeki altınlarının 7.500 tonun üzerinde olduğunu ileri sürmektedir. Bu iki örnek birlikte düşünüldüğünde, bir ülkede hem genel servet anketlerinin hem de altına özel derinleşmiş araştırmaların birlikte kullanılabildiği görülmektedir (Deutsche Bundesbank, 2025; Steinbeis University Berlin, 2010).
İkinci yöntem, daha geniş servet ve borç anketlerinden türetilen dolaylı ölçüm yaklaşımıdır. Bu yöntemde amaç yalnızca altın stokunu izole etmek değil, hanehalkı bilançosunun bütünü içinde altının yerini anlamaktır. Hindistan bu konuda sık verilen örneklerden biridir. Hindistan’da All India Debt and Investment Survey’in 1971-72’den bu yana hanehalkı varlıkları, borçları ve yatırım yapısını izleyen temel kaynaklardan biri olduğu; resmî raporlarda bu tür araştırmaların on yıllık aralıklarla yürütüldüğü belirtilmektedir. Indian Household Finance Committee de bu veri altyapısının politika tasarımı açısından önemini vurgulamakta ve daha sık veri üretimi ihtiyacına dikkat çekmektedir. Bu yaklaşım, altını yalnızca kültürel bir tasarruf aracı olarak değil, hanehalkı bilançosundaki önemli bir varlık sınıfı olarak ele alır. Ancak bu yöntemde de altının fiziki olarak ne kadarının sistem dışında tutulduğu sorusu, çoğu zaman ek varsayımlar gerektirir. Dolayısıyla dolaylı servet anketleri, yastık altı altının genel büyüklüğü hakkında fikir verse de, sistem dışı fiziki stoğu tek başına kesin biçimde ölçmeyebilir (Indian Household Finance Committee, 2017; NSSO, 1998).
Üçüncü ve Türkiye açısından en işlevsel görünen yöntem, stok-akım muhasebesi ya da artık yöntemidir. Bu yöntemde ülkedeki toplam fiziki altın stoku; geçmiş stok, yerli üretim, ithalat ve ihracat verileri üzerinden tahmin edilir. Daha sonra sistem içinde görünen altın kalemleri, örneğin merkez bankası rezervleri, Hazine varlıkları ve altın mevduatı gibi kalemler toplam stoktan düşülür. Geriye kalan bölüm ise bankacılık sistemi dışında tutulan yastık altı altın için yaklaşık bir gösterge sağlar. TCMB’nin 2025-I Enflasyon Raporu’nda hanehalkının elindeki fiziki altın stoku için “önceki dönem altın stoku + ilgili çeyrekteki altın üretimi + altın ithalatı − altın ihracatı” formülünün kullanıldığı açıkça yazılmaktadır. QNB’nin 2026 tarihli notu ise aynı yaklaşımı daha görünür biçimde uygulamakta; toplam stok hesabından TCMB ve Hazine altını ile altın mevduatının çıkarıldığını belirtmektedir. Türkiye’de son dönemde en sık atıf yapılan tahminlerin bu mantık etrafında şekillenmesi tesadüf değildir; çünkü doğrudan anketlerden daha ölçülebilir, dış ticaret ve üretim verileriyle daha yakından bağlantılı ve dönemler arasında karşılaştırılabilir bir çerçeve sunmaktadır (TCMB, 2025; QNB, 2026).
Bu yöntemin de kusursuz olduğu söylenemez. En önemli sınırlılık, başlangıç stokunun nasıl tanımlandığı ve tarihsel birikimlerin ne kadar doğru yansıtıldığı sorunudur. TCMB’nin ilgili dipnotunda serinin 1985’ten başlatıldığı ve 1984 altın stokunun sıfır varsayıldığı görülmektedir. Teknik olarak bu, tarihsel miras altınının modelde belirli bir başlangıç varsayımıyla ele alındığı anlamına gelir. Ayrıca eritilmiş altın, yeniden işlenmiş ziynet, kuyumcu stokları ile hanehalkı sahipliği arasındaki geçişler ya da gayriresmî dolaşım, her zaman tam olarak ayrıştırılamaz. Buna rağmen, stok-akım yaklaşımı Türkiye’de mevcut veri altyapısı içinde en savunulabilir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Çünkü en azından hangi verilerle ve hangi muhasebe mantığıyla sonuca ulaşıldığını açıkça gösterir. Akademik olarak güçlü olan nokta da tam buradadır: belirsizliği ortadan kaldırmasa da, belirsizliğin nerede doğduğunu görünür kılar (TCMB, 2025).
Türkiye’deki tahminlerin neden yıllara göre farklılaştığını anlamak için mobilizasyon programlarına da bakmak gerekir. Dünya Altın Konseyi’nin 2015 tarihli Türkiye değerlendirmesinde, hanehalklarının yaklaşık 3.500 ton altını sistem dışında biriktirdiği, 2013 sonu itibarıyla ticari bankalarda yaklaşık 250 ton altının bulunduğu ve bunun yaklaşık 40 tonunun 2012 ortasından itibaren “under-the-pillow” stoktan finansal sisteme çekildiği belirtilmektedir. Bu bilgi, doğrudan toplam yastık altı altının ölçüsü değildir; ancak sistem dışı stokun belirli bir kısmının finansallaştırılabildiğini ve mobilizasyon programlarının gerçek bir stok tabanına dayandığını göstermesi bakımından önemlidir. Başka bir ifadeyle, mobilizasyon verileri toplamı vermez, fakat toplam tahminin makul olup olmadığını sınayan dolaylı bir gerçeklik testi sunar. Eğer bankacılık sistemi gerçekten fiziki altını sisteme çekebiliyorsa, sistem dışında anlamlı bir stokun bulunduğu da güçlenmiş olur (World Gold Council, 2015).
Bu çerçevede Türkiye için en isabetli yaklaşım, tek bir sansasyonel rakam üretmek değil, ölçüm mantığını şeffaflaştırmaktır. Sağlıklı bir tahmin sıralaması şöyle kurulmalıdır: önce toplam fiziki stok ton bazında tahmin edilmeli, sonra sistem içi altın kalemleri ayrıştırılmalı, ardından gerekirse güncel altın fiyatlarıyla dolar karşılığı hesaplanmalıdır. Böylece okuyucu, fiziksel büyüklük ile değerleme etkisini birbirine karıştırmadan sonuca ulaşabilir. Dünya örnekleri, özellikle OECD ve BM kılavuzları ile Almanya ve Hindistan gibi ülke deneyimleri, hanehalkı servetini ölçmede anket tabanlı ve dolaylı yöntemlerin yerleşik olduğunu göstermektedir. Türkiye örneği ise bu genel çerçeveye ek olarak stok-akım yaklaşımının neden ön plana çıktığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Türkiye’de yastık altı altına ilişkin en savunulabilir akademik pozisyon, “kesin sayı” iddiasından kaçınan; tanımı açık, yöntemi açık ve mümkünse bant tahmini üreten bir yaklaşımdır. Bu nedenle Türkiye’de yastık altı altını ölçmenin en doğru yolu, doğrudan gözleme değil, çok kaynaklı ve yöntem açık bir tahminleme sistemine dayanmaktır (OECD, 2013; TCMB, 2025; QNB, 2026).
Kaynakça
Deutsche Bundesbank. (2025). Monthly Report – April 2025: Household wealth and finances in Germany: Results of the 2023 household wealth survey.
Indian Household Finance Committee. (2017). Report of the Indian Household Finance Committee.
NSSO. (1998). Debt and Investment Survey: Household assets and liabilities as on 30.6.1991.
OECD. (2013). OECD Guidelines for Micro Statistics on Household Wealth.
QNB Bank A.Ş. Hazine Ekonomik Araştırmalar Bölümü. (2026). Makroekonomik görünüm.
Reuters. (2026, 27 Şubat). Gold’s rise cheers Turks, takes shine off anti-inflation efforts.
Steinbeis University Berlin, Research Center for Financial Services. (2010). Gold Ownership by Private Individuals in Germany.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. (2025). Enflasyon Raporu 2025-I.
United Nations Statistics Division. (2026). Measuring Wealth in Household Surveys in Low- and Middle-Income Countries: Guidelines for Implementation.
World Gold Council. (2015). Turkey: Gold in action.
